ترجمة معاني القرآن الكريم - الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم * - فهرس التراجم


ترجمة معاني سورة: غافر   آية:

سورة غافر - Sûretu Ğâfir

من مقاصد السورة:
بيان حال المجادلين في آيات الله، والرد عليهم.
Allah'ın ayetleri ile mücadele edenlerin durumu beyan edilmiş ve onlara cevap verilmiştir.

حمٓ
(Hâ, Mîm) Bu hususta benzer bir açıklama Bakara suresinin başında zikredilmiştir.
التفاسير العربية:
تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
Kur'an, kimsenin kendisine galip gelemediği Azîz ve kullarının faydasına olan şeyleri hakkıyla bilen Alîm olan Yüce Allah tarafından Rasûlü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirilmiştir.
التفاسير العربية:
غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوۡبِ شَدِيدِ ٱلۡعِقَابِ ذِي ٱلطَّوۡلِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ إِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ
Günâhkarların günahını bağışlayan, kullarından tövbe edenin tövbesini kabul eden, günahlarından tövbe etmeyene karşı azabı şiddetli olan ihsan ve lütuf sahibidir. Ondan başka (hak) ilah yoktur, kıyamet günü kullarının dönüşü yalnızca O’nadır. Onlara hak ettiklerinin karşılığını verecektir.
التفاسير العربية:
مَا يُجَٰدِلُ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَا يَغۡرُرۡكَ تَقَلُّبُهُمۡ فِي ٱلۡبِلَٰدِ
Allah'ın birliğine ve resullerinin doğruluğuna delalet eden ayetleri ancak akıllarının fasitliğinden dolayı kâfir kimseler tartışır. Onlar için üzülme. Bol nimetler ve rızık içinde olmaları seni asla aldatmasın. Onlara mühlet verilmesi onlar için istidrâc ve tuzaktır.
التفاسير العربية:
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ وَٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۖ وَهَمَّتۡ كُلُّ أُمَّةِۭ بِرَسُولِهِمۡ لِيَأۡخُذُوهُۖ وَجَٰدَلُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡحَقَّ فَأَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ عِقَابِ
Bunlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Bunun akabinde Âd, Semûd, Lût kavmi, Medyen ashabı ve Firavun da yalanlamıştı. Bu ümmetlerden her biri resullerini yakalayıp öldürmeye azmetmişlerdi. Hakkı yok etmek için elindeki batıl ile tartıştılar. Bu ümmetlerin hepsini kıskıvrak yakaladım. Onlara verdiğim cezamı düşün. O ceza çok şiddetli bir cezaydı.
التفاسير العربية:
وَكَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّهُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ
Yüce Allah; bu yalanlayan ümmetlerin, helak edilmesine hükmetti. -Ey Resul!- Rabbinin kâfirler hakkındaki; "Onlar cehennemliklerdir." sözü gerçekleşmiştir.
التفاسير العربية:
ٱلَّذِينَ يَحۡمِلُونَ ٱلۡعَرۡشَ وَمَنۡ حَوۡلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْۖ رَبَّنَا وَسِعۡتَ كُلَّ شَيۡءٖ رَّحۡمَةٗ وَعِلۡمٗا فَٱغۡفِرۡ لِلَّذِينَ تَابُواْ وَٱتَّبَعُواْ سَبِيلَكَ وَقِهِمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
-Ey Resul!- Rabbinin arşını taşıyan melekler ve onun çevresinde bulunanlar, Rablerini O'na yaraşmayan şeylerden tenzih eder ve O'na iman ederler. Şöyle dua ederek Allah'a iman edenler için bağışlanma talep ederler: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. Günahlarından tövbe edenleri ve dinine tabi olanları bağışla. Cehennem ateşinin isabet etmesinden onları koru."
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• الجمع بين الترغيب في رحمة الله، والترهيب من شدة عقابه: مسلك حسن.
Yüce Allah'ın rahmetine teşvik ve azabının şiddetinden korku bir arada olması gerekir. Bu şekilde tutulan yol güzel bir yoldur.

• الثناء على الله بتوحيده والتسبيح بحمده أدب من آداب الدعاء.
Yüce Allah'ın birliği ve hamdiyle tespih edilerek sena edilmesi duanın adabındandır.

• كرامة المؤمن عند الله؛ حيث سخر له الملائكة يستغفرون له.
Yüce Allah'ın katında Mümin kimse çok değerlidir. Melekleri Mümin kimse için istiğfar etmekle görevlendirmiştir.

رَبَّنَا وَأَدۡخِلۡهُمۡ جَنَّٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدتَّهُمۡ وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّٰتِهِمۡۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Melekler şöyle derler: "Rabbimiz! Kendilerine ebedî cennetlere girmeyi vadettiğin Müminleri oraya koy. Onların babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih ameller işleyenleri de oraya koy. Sen, kimsenin kendisine galip gelemediği Azîz, takdirinde ve yönetmesinde Hakîm (hikmet sahibi) olansın.
التفاسير العربية:
وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُۥۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
Onları kötü amellerinden muhafaza eyle. Bundan dolayı onlara azap etme. Kıyamet günü kimi, amellerinin kötülüklerinden dolayı azap etmekten korursan, ona rahmet etmiş olursun. Azaptan koruyan bu korunak ve Cennet'e koyan bu rahmet, eşi benzeri olmayan en büyük kurtuluştur.
التفاسير العربية:
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنَادَوۡنَ لَمَقۡتُ ٱللَّهِ أَكۡبَرُ مِن مَّقۡتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡ إِذۡ تُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلۡإِيمَٰنِ فَتَكۡفُرُونَ
Şüphesiz ki, kıyamet günü cehenneme girdikleri ve kendilerine öfkelenip lanet ettikleri zaman Yüce Allah'ı ve resullerini küfredenlere şöyle seslenilir: "Allah'ın size olan gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha şiddetlidir. Sizler dünyada Allah'a iman etmeye davet edilirdiniz de, O'nu küfrederdiniz ve O'nunla birlikte ilahlar edinirdiniz."
التفاسير العربية:
قَالُواْ رَبَّنَآ أَمَتَّنَا ٱثۡنَتَيۡنِ وَأَحۡيَيۡتَنَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَٱعۡتَرَفۡنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلۡ إِلَىٰ خُرُوجٖ مِّن سَبِيلٖ
Günahlarını kabul etmeleri ve tövbe etmeleri kendilerine fayda vermeyeceği o zaman kâfirler günahlarını itiraf ederek şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün. Hiçbir şey değildik ve bizi yoktan var ettin, hayat verip, yaşattıktan sonra tekrar öldürdün. Bizi yokluktan var ederek ve yeniden dirilterek iki kez hayat verdin. Bizler işlediğimiz günahları itiraf ediyoruz. Cehennemden çıkarak dünya hayatına dönüp amellerimizi düzeltmek için izleyeceğimiz ve bizden razı olacağın bir yol var mıdır?"
التفاسير العربية:
ذَٰلِكُم بِأَنَّهُۥٓ إِذَا دُعِيَ ٱللَّهُ وَحۡدَهُۥ كَفَرۡتُمۡ وَإِن يُشۡرَكۡ بِهِۦ تُؤۡمِنُواْۚ فَٱلۡحُكۡمُ لِلَّهِ ٱلۡعَلِيِّ ٱلۡكَبِيرِ
Bu azap ile azap edilmenizin sebebi yalnızca Yüce Allah'a ve hiçbir kimseyi O'na ortak koşmamaya çağrıldığınızda bunu inkâr edip, O'na ortaklar koşmanızdır. Ve Allah ile beraber başka bir ortağa ibadet edildiğinde buna iman etmenizdir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Zatında, kadrinde ve mağlup etmesinde yüce ve yüksek olan, her şeyden büyük olandır.
التفاسير العربية:
هُوَ ٱلَّذِي يُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُنَزِّلُ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ رِزۡقٗاۚ وَمَا يَتَذَكَّرُ إِلَّا مَن يُنِيبُ
Vahdaniyetine ve kudretine delil olması için nefislerinizdeki ve etrafınızdaki ayetlerini gösteren Yüce Allah'tır. Bitki, ekin ve diğer rızkınızı temin ettiğiniz şeylere sebep olması için bulutlardan yağmur suyunu O indirmiştir. Allah'ın ayetlerinden ancak ihlaslı bir şekilde tövbe ederek O'na yönelen kimse ibret alır.
التفاسير العربية:
فَٱدۡعُواْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡكَٰفِرُونَ
-Ey Müminler!- Kâfirlerin hoşuna gitmese ve onları kızdırsa bile itaat ve duada ihlaslı bir şekilde O'na hiçbir varlığı şirk koşmadan yalnızca Allah'a dua edin.
التفاسير العربية:
رَفِيعُ ٱلدَّرَجَٰتِ ذُو ٱلۡعَرۡشِ يُلۡقِي ٱلرُّوحَ مِنۡ أَمۡرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ لِيُنذِرَ يَوۡمَ ٱلتَّلَاقِ
O, ibadet ve duanın kendisine tahsis edilmesini hak edendir. O mahlukatından ayrı, dereceleri yüksek olandır. O, Azim olan arşın Rabbidir. Kullarından dilediğine kendilerinin yaşamaları ve diğerlerini yaşatmaları, öncekilerin ve sonrakilerin birbiri ile karşılaşacakları kıyamet günü ile insanları korkutmaları için ayetlerini indirmiştir.
التفاسير العربية:
يَوۡمَ هُم بَٰرِزُونَۖ لَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِنۡهُمۡ شَيۡءٞۚ لِّمَنِ ٱلۡمُلۡكُ ٱلۡيَوۡمَۖ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ
O gün onlar ortaya çıkıp bir yerde toplanırlar. Onların zatlarından, amellerinden ve onlara verilecek karşılıklarından hiçbir şey Yüce Allah'a gizli kalmaz. Yüce Allah bugün; "Mülk kimindir?" diye sorar. O an sadece bir cevap vardır; "Hükümranlık, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olan Yüce Allah'ındır." el-Kahhâr; her şeye galip gelendir ve her şey O'na boyun eğmiştir.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• مَحَلُّ قبول التوبة الحياة الدنيا.
tövbenin kabul edildiği yer dünya hayatıdır.

• نفع الموعظة خاص بالمنيبين إلى ربهم.
Verilen öğütten ibret almak, Rablerine yönelen kimselere özel bir durumdur.

• استقامة المؤمن لا تؤثر فيها مواقف الكفار الرافضة لدينه.
Mümin; istikamet üzere olursa, dininden yüz çeviren kâfirlerin tutumları ona tesir etmez.

• خضوع الجبابرة والظلمة من الملوك لله يوم القيامة.
Kıyamet günü zorba ve zalim yöneticiler Allah'a boyun bükerler.

ٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡۚ لَا ظُلۡمَ ٱلۡيَوۡمَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
Bugün her nefis işlediği amelin karşılığını bulacaktır. Hayır ise hayır, şer ise şer bulacaktır. Bugün zülüm yoktur. Çünkü Hâkim adaletli olan, Yüce Allah'tır. Şüphesiz ki Yüce Allah, kullarının amellerini kuşattığı için hesaplarını hızlıca görendir.
التفاسير العربية:
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡأٓزِفَةِ إِذِ ٱلۡقُلُوبُ لَدَى ٱلۡحَنَاجِرِ كَٰظِمِينَۚ مَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ حَمِيمٖ وَلَا شَفِيعٖ يُطَاعُ
-Ey Resul!- Kıyamet günü ile onları korkut. O kıyamet günü yaklaşmış ve gelecektir. Her gelecek olan şey yakındır. O günün şiddetli korkusundan kalpler, o kimselerin boğazlarına kadar yükselir. Rahman'ın izin verdikleri hariç, onlardan hiçbiri konuşamaz ve konuşmadan sessizce beklerler. Kendi nefislerine şirk ve günah ile zulmedenler için o gün bir dost ya da yakın yoktur. Eğer ona şefaat edecek olduğu farz edilse, sözü dinlenecek bir şefaatçisi de yoktur.
التفاسير العربية:
يَعۡلَمُ خَآئِنَةَ ٱلۡأَعۡيُنِ وَمَا تُخۡفِي ٱلصُّدُورُ
Yüce Allah, bakanların gözlerindeki hainliği bilir ve kalplerin gizlediğini de bilir. Bunların hiçbirisi O'na gizli kalmaz.
التفاسير العربية:
وَٱللَّهُ يَقۡضِي بِٱلۡحَقِّۖ وَٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَقۡضُونَ بِشَيۡءٍۗ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
Yüce Allah adaletle hükmeder. Yaptığı iyilikleri eksilterek ve kötülüklerini artırarak kimseye zulmetmez. Müşriklerin, Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleri ilahları hiçbir şeye hükmedemezler. Çünkü onlar hiçbir şeye malik değildirler. Yüce Allah, kullarının sözlerini hakkıyla işiten, niyetlerini ve amellerini hakkıyla görendir. Bunlara göre onlara karşılığını verecektir.
التفاسير العربية:
۞ أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُواْ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُواْ هُمۡ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةٗ وَءَاثَارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٖ
Bu müşrikler yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önceki geçmiş ümmetlerin sonlarının nasıl olduğunu düşünsünler. Muhakkak ki onların sonu çok kötü oldu. O ümmetler bunlardan daha güçlü idiler. Yapmış oldukları bina ile yeryüzünde onlardan daha fazla etkili oldular. Günahları sebebiyle Yüce Allah onları helak etti. Yüce Allah'ın onları cezalandırmasına mani olacak kimseler de yoktu.
التفاسير العربية:
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانَت تَّأۡتِيهِمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَكَفَرُواْ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ قَوِيّٞ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
Onlara isabet eden bu azap, ancak Yüce Allah tarafından kendilerine resulleri apaçık deliller ve parıldayan hüccetler ile geldiği halde onların Allah'ı küfretmeleri ve resullerini yalanlamaları sebebiyle gelmiştir. Onlar ne kadar güç sahibi olsalar da Yüce Allah, onları yakalayıp helak etmiştir. Şüphesiz Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, kendisini küfredenlere ve resullerini yalanlayanlara karşı güçlü ve azabı çetin olandır.
التفاسير العربية:
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٍ
Ant olsun ki Musa'yı apaçık ayetlerimiz ve kesin deliller ile gönderdik.
التفاسير العربية:
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَقَٰرُونَ فَقَالُواْ سَٰحِرٞ كَذَّابٞ
Firavun'a, veziri Haman'a ve Karun'a gönderdik. Dediler ki: "Musa, iddia ettiği peygamberlikte yalancı bir sihirbazdır."
التفاسير العربية:
فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلۡحَقِّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ ٱقۡتُلُوٓاْ أَبۡنَآءَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ وَٱسۡتَحۡيُواْ نِسَآءَهُمۡۚ وَمَا كَيۡدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلٖ
Musa, doğruluğuna delalet eden apaçık delilleri getirdiğinde Firavun şöyle dedi: "Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün. Aşağılamak için kadınlarını hayatta bırakın. Müslümanların sayısını azaltmak için kâfirlerin kurdukları tuzak yok olmaya mahkum ve hiçbir tesiri yoktur."
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• التذكير بيوم القيامة من أعظم الروادع عن المعاصي.
Kıyamet gününün hatırlatılması, günahların terk edilmesindeki en büyük caydırıcı sebeplerdendir.

• إحاطة علم الله بأعمال عباده؛ خَفِيَّة كانت أم ظاهرة.
Yüce Allah'ın ilmi; kullarının amelleri ister gizli, isterse de açık olsun onları kuşatmıştır.

• الأمر بالسير في الأرض للاتعاظ بحال المشركين الذين أهلكوا.
Helak olan müşriklerin hallerinden ibret almak için yeryüzünde gezip dolaşmak emredilmiştir.

وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ذَرُونِيٓ أَقۡتُلۡ مُوسَىٰ وَلۡيَدۡعُ رَبَّهُۥٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمۡ أَوۡ أَن يُظۡهِرَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡفَسَادَ
Firavun şöyle dedi: "Bırakın beni! Musa'yı cezalandırmak için onu öldüreyim. Onu, benden kurtarması için Rabbine dua etsin. Ben onun Rabbine dua etmesini önemsemiyorum. Ben sizin yaşamış olduğunuz dininizi değiştirmesinden ya da öldürerek ve tahrip ederek yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." dedi.
التفاسير العربية:
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٖ لَّا يُؤۡمِنُ بِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
Firavunun kendisini tehdit ettiğini öğrendiğinde Musa -aleyhisselam- şöyle dedi: "Ben, hakkı kabul etmeyen ve O'na iman etmeyerek kibirlenen, kıyamet gününe ve o gündeki hesap ve cezaya iman etmeyen kimseden benim Rabbim ve sizin de Rabbinize yönelip sığındım."
التفاسير العربية:
وَقَالَ رَجُلٞ مُّؤۡمِنٞ مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَكۡتُمُ إِيمَٰنَهُۥٓ أَتَقۡتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّيَ ٱللَّهُ وَقَدۡ جَآءَكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ مِن رَّبِّكُمۡۖ وَإِن يَكُ كَٰذِبٗا فَعَلَيۡهِ كَذِبُهُۥۖ وَإِن يَكُ صَادِقٗا يُصِبۡكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي يَعِدُكُمۡۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَنۡ هُوَ مُسۡرِفٞ كَذَّابٞ
Firavun ailesinden olup Allah'a iman eden ve kavminden imanını gizleyen bir adam Musa -aleyhisselam-'ı öldürme konusunda kararlı olmalarını inkâr edip, şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır demekten başka hiçbir suçu olmayan bir adamı mı öldüreceksiniz? Hâlbuki o, Rabbi tarafından gönderildiğine dair iddia ettiği şeyde doğruluğuna delalet eden apaçık kanıtlar ve deliller getirmiştir. Eğer onun yalancı olduğunu farz edersek yalanı kendi aleyhine döner. Eğer doğru söylüyor ise size vadettiği azabın bir kısmı gecikmeden başınıza gelecektir. Şüphesiz ki Yüce Allah; koyduğu sınırları aşan, Allah'a ve resulüne iftira atan kimseyi hakka muvaffak kılmaz."
التفاسير العربية:
يَٰقَوۡمِ لَكُمُ ٱلۡمُلۡكُ ٱلۡيَوۡمَ ظَٰهِرِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِنۢ بَأۡسِ ٱللَّهِ إِن جَآءَنَاۚ قَالَ فِرۡعَوۡنُ مَآ أُرِيكُمۡ إِلَّا مَآ أَرَىٰ وَمَآ أَهۡدِيكُمۡ إِلَّا سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
Ey Kavmim! Bugün Mısır topraklarında galip gelen kimseler olarak hükümranlık sizindir. Musa'yı öldürmemizden dolayı Allah'ın azabı başımıza gelse kim bize yardım eder?" Firavun şöyle dedi: "Görüş benim görüşüm, hüküm benim hükmümdür. Fesadı ve şerri def etmek için Musa'yı öldürmeyi uygun gördüm ve yine sizi hakkaniyete, doğru yola irşat ediyorum."
التفاسير العربية:
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُم مِّثۡلَ يَوۡمِ ٱلۡأَحۡزَابِ
İman eden kimse nasihat ederek kavmine şöyle dedi: "-Eğer Musa'yı zulüm ve düşmanlıkla öldürürseniz- Geçmişte resullerine karşı (düşmanlık etmek için) birleşen ve bundan dolayı da Allah'ın kendilerini helak ettiği toplulukların azabı gibi size de azap gelmesinden korkuyorum."
التفاسير العربية:
مِثۡلَ دَأۡبِ قَوۡمِ نُوحٖ وَعَادٖ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمٗا لِّلۡعِبَادِ
"Nûh, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelen kavimler gibi küfre düşüp resullerini yalanlayanların başına gelenler gibi (sizlerin de başına azap gelecek). Yüce Allah, küfürleri ve resulleri yalanlamaları sebebiyle onları helak etmiştir. Yüce Allah, kullarına zulmetmez. Ancak onlara günahlarının karşılığı olarak azap eder."
التفاسير العربية:
وَيَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ يَوۡمَ ٱلتَّنَادِ
"Ey Kavmim! Kıyamet günü sizin adınıza korkuyorum. O gün insanlar akrabalık ve makamları sebebiyle birbirlerine seslenecektir. Onlar bu davranışın, o dehşetli günde kendilerine fayda sağlayacağını zannederler."
التفاسير العربية:
يَوۡمَ تُوَلُّونَ مُدۡبِرِينَ مَا لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنۡ عَاصِمٖۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادٖ
O gün cehennemden korkup arkanızı dönüp kaçarsınız. Sizi Allah'ın azabından koruyacak hiçbir engel yoktur. Allah'ın iman etmeye muvaffak kılmadığı ve rezil rüsva ettiği kimseyi hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur. Çünkü muvaffak kılma hidayeti yalnızca Yüce Allah'ın elindedir.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• لجوء المؤمن إلى ربه ليحميه من كيد أعدائه.
Mümin, kendisini düşmanlarının tuzaklarından koruması için Rabbine sığınır.

• جواز كتم الإيمان للمصلحة الراجحة أو لدرء المفسدة.
Maslahat elde etme veya mefsedeyi def etme adına imanın gizlenmesi caizdir.

• تقديم النصح للناس من صفات أهل الإيمان.
İnsanlara nasihat etmek, iman ehlinin sıfatlarındandır.

وَلَقَدۡ جَآءَكُمۡ يُوسُفُ مِن قَبۡلُ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا زِلۡتُمۡ فِي شَكّٖ مِّمَّا جَآءَكُم بِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَا هَلَكَ قُلۡتُمۡ لَن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ مِنۢ بَعۡدِهِۦ رَسُولٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَنۡ هُوَ مُسۡرِفٞ مُّرۡتَابٌ
Ant olsun Musa'dan önce de Yusuf size Allah'ın birliğine dair apaçık deliller ile gelmişti. Hâlâ onun getirdiklerini yalanlamakta ve şüphe duymaktasınız. (Yusuf) öldüğünde, şüpheniz ve kuşkularınız arttı. Şöyle dediniz: "Allah ondan sonra bir resul göndermeyecek." Sizin bu haktan sapmanız gibi, Yüce Allah sınırlarını aşan ve vahdaniyetinde/birliğinde şüphe duyan herkesi saptırır.
التفاسير العربية:
ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ سُلۡطَٰنٍ أَتَىٰهُمۡۖ كَبُرَ مَقۡتًا عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ قَلۡبِ مُتَكَبِّرٖ جَبَّارٖ
Kendilerine gelen hiçbir delil ve kanıt olmadan Allah'ın ayetlerini iptal etmek için tartışıp duran kimselerin bu yaptığı hem Allah katında, hem de Allah'a ve resullerine iman edenlerin yanında büyük bir gazap sebebidir. Yüce Allah; ayetlerini iptal etmek için hakkında tartışıp duran kimselerin kalplerini mühürlediği gibi, zorba ve hakka karşı kibirlenen kimselerin kalplerini de mühürler. Onları doğruya iletmez ve hayra yöneltmez.
التفاسير العربية:
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ يَٰهَٰمَٰنُ ٱبۡنِ لِي صَرۡحٗا لَّعَلِّيٓ أَبۡلُغُ ٱلۡأَسۡبَٰبَ
Firavun, veziri Hâman'a dedi ki: "Ey Hâman! Benim için yüksek bir kule yap; belki yollara ulaşırım."
التفاسير العربية:
أَسۡبَٰبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُۥ كَٰذِبٗاۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَصُدَّ عَنِ ٱلسَّبِيلِۚ وَمَا كَيۡدُ فِرۡعَوۡنَ إِلَّا فِي تَبَابٖ
"Umulur ki göklerin yollarına ulaşırım. Böylece Musa'nın hak olduğunu iddia ettiği ilahına bakarım. Ben Musa'nın iddiasında yalancı olduğunu zannediyorum." Böylece Firavun'un Hâman'dan talep ettiği şeyi istediğinde yapmış oduğu kötü ameli kendisine süslü gösterildi. Ve hak yolundan dalalet yoluna döndürüldü. Firavun'un hilesi -içinde bulunduğu batılı izhar etmesi ve Musa'nın getirdiği hakkı batıl kılması- ancak hüsrandır. Çünkü çabalamasına rağmen döndüğü yer başarısızlık, hayal kırıklığı ve kesintisiz bedbahtlıktır.
التفاسير العربية:
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُونِ أَهۡدِكُمۡ سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
Firavun'un ailesinden iman eden o adam kavmine nasihat ederek ve onları hak yola irşat ederek şöyle dedi: "Ey Kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim ve hakkı göstereyim."
التفاسير العربية:
يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا مَتَٰعٞ وَإِنَّ ٱلۡأٓخِرَةَ هِيَ دَارُ ٱلۡقَرَارِ
"Ey Kavmim! Bu dünya hayatı geçici lezzetler ile faydalanma yeridir. Dünyadaki bu yok olacak meta sizi aldatmasın. Ahiret hayatı ve içindeki nimetler ebedî ve kesintisiz olan yerleşilecek ve ikamet edilecek yerdir. Yüce Allah'a itaat ederek onun için amel edin. Ahiret hayatı yerine dünya hayatınızla meşgul olup, ahiret hayatı için amel işlememekten sakının."
التفاسير العربية:
مَنۡ عَمِلَ سَيِّئَةٗ فَلَا يُجۡزَىٰٓ إِلَّا مِثۡلَهَاۖ وَمَنۡ عَمِلَ صَٰلِحٗا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ يُرۡزَقُونَ فِيهَا بِغَيۡرِ حِسَابٖ
Kim kötü bir ameli işlerse ancak misli karşılığında ceza görür. Cezası artırılmaz. Allah'a ve resullerine iman edip, Allah'ın vechini isteyerek, salih amel işleyen erkek yahut kadın kimseler böyle güzel özelliklere sahiptirler ve kıyamet günü Cennete gireceklerdir. Yüce Allah, orada hazırladığı meyve ve kesintiye uğramayacak nimetleri ile hesapsız bir şekilde onları rızıklandıracaktır.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• الجدال لإبطال الحق وإحقاق الباطل خصلة ذميمة، وهي من صفات أهل الضلال.
Hakkı iptal etmek ve batılı ortaya çıkarmak için tartışıp durmak kınanan bir özelliktir ve bu dalalet ehlinin sıfatlarındandır.

• التكبر مانع من الهداية إلى الحق.
Kibirlenmek hakka uymaya engeldir.

• إخفاق حيل الكفار ومكرهم لإبطال الحق.
Kâfirlerin hakkı iptal etmek için kurdukları tuzak ve hileleri boşa çıkarılmıştır.

• وجوب الاستعداد للآخرة، وعدم الانشغال عنها بالدنيا.
Ahiret hayatı için hazırlıklı olmak, ahireti unutup, dünya ile meşgul olmamak gerekir.

۞ وَيَٰقَوۡمِ مَا لِيٓ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدۡعُونَنِيٓ إِلَى ٱلنَّارِ
Ey Kavmim! Dünya hayatında ve ahirette Allah'a iman ve salih amel ile sizleri hüsrana uğramaktan kurtuluşa çağırırken, ne diye siz beni Allah'ı küfretmeye O'na asi olmaya ve ateşe girmeye çağırıyorsunuz?
التفاسير العربية:
تَدۡعُونَنِي لِأَكۡفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشۡرِكَ بِهِۦ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمٞ وَأَنَا۠ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡغَفَّٰرِ
"Allah'a karşı kâfir olmamı ve O'nunla birlikte kendisine ibadet etmenin yanlış olduğunu bildiğim başka bir ilaha ibadet etmemi umarak beni batılınıza çağırıyorsunuz. Ben ise sizi hiç kimsenin kendisine galip gelemeyeceği Aziz/mutlak güç sahibi ve çok bağışlayıcı olan Allah'a iman etmeye çağırıyorum."
التفاسير العربية:
لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِ لَيۡسَ لَهُۥ دَعۡوَةٞ فِي ٱلدُّنۡيَا وَلَا فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَآ إِلَى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡمُسۡرِفِينَ هُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ
Gerçek şu ki, kendisine iman ve itaat etmeye çağırdığınız şeyin, dünyada ve ahirette çağırmaya değer bir tarafı yoktur. Kendisine dua edene icabet edemez. Hepimiz yalnızca Yüce Allah'a döneceğiz. Şüphesiz küfür ve günahlarda haddi aşanlar kıyamet günü ateşe girecek kimselerdir ve oradan ayrılmayacaklardır.
التفاسير العربية:
فَسَتَذۡكُرُونَ مَآ أَقُولُ لَكُمۡۚ وَأُفَوِّضُ أَمۡرِيٓ إِلَى ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ
Onun nasihatini reddettiler. Bunun akabinde şöyle dedi: "Sizin için yaptığım nasihati hatırlayacaksınız. Onu kabul etmediğiniz için dövünüp duracaksınız. Ben bütün işlerimi yalnızca Yüce Allah'a havale ederim. Yüce Allah'a, kullarının işlediği amellerden hiçbir şey gizli kalmaz."
التفاسير العربية:
فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُواْۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ
Yüce Allah, Musa'yı öldürmek istediklerinde kötü hilelerinden onu muhafaza etti. Firavun ailesini ise suda boğulma azabı kuşattı. Yüce Allah dünyada onu (Firavun) ve askerlerinin tamamını suda boğdu.
التفاسير العربية:
ٱلنَّارُ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا غُدُوّٗا وَعَشِيّٗاۚ وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ أَدۡخِلُوٓاْ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ أَشَدَّ ٱلۡعَذَابِ
Öldükten sonra sabah akşam kabirlerinde ateşe sunulurlar. Kıyamet günü içinde bulundukları küfür, yalanlama ve Allah yolundan alıkoyma sebebiyle Firavun'a tabi olanları daha şiddetli ve büyük bir azaba sokun denilir.
التفاسير العربية:
وَإِذۡ يَتَحَآجُّونَ فِي ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعٗا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا نَصِيبٗا مِّنَ ٱلنَّارِ
-Ey Resul- Ateş ehlinden kendilerine tabi olunanlar ile tabi olanların birbirleri ile tartıştıkları zamanı hatırla! Zayıf olanlar büyüklük taslayanlara şöyle derler: "Şüphesiz ki, dünyada iken sapıklıkta size uymuş kimselerdik. Şimdi Allah'ın azabının bir kısmını üstlenerek bizden giderebilir misiniz?"
التفاسير العربية:
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُلّٞ فِيهَآ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ حَكَمَ بَيۡنَ ٱلۡعِبَادِ
Büyüklük taslayıp kendilerine tabi olunanlar: "Bizler -tabi olan ya da olunanlar olarak- ateşteyiz. Bizden hiç kimse başka birisinin azabının bir kısmını üstlenemez. Şüphesiz Yüce Allah, kulları arasında hüküm vermiştir. Herkese hak ettiği azabı da vermiştir."
التفاسير العربية:
وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِي ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدۡعُواْ رَبَّكُمۡ يُخَفِّفۡ عَنَّا يَوۡمٗا مِّنَ ٱلۡعَذَابِ
Tâbi olanlar ve kendilerine tabi olunup ateşte azap görmüş kimseler cehennemde görevli meleklere, ateşten çıkmaktan ve tövbe etmek için dünya hayatına tekrar döndürülmekten ümitlerini kesmiş bir şekilde şöyle derler: "Rabbinize dua edin de bu devamlı olan azabı bir gün olsun bizden hafifletsin."
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• أهمية التوكل على الله.
Yüce Allah’a tevekkül etmenin önemi bildirilmiştir.

• نجاة الداعي إلى الحق من مكر أعدائه.
Davetçi olan kimse düşmanlarının tuzaklarından hakka doğru kaçmıştır.

• ثبوت عذاب البرزخ.
Kabir azabı ispat edilmiştir.

• تعلّق الكافرين بأي سبب يريحهم من النار ولو لمدة محدودة، وهذا لن يحصل أبدًا.
Kâfirler, ateşten kurtulmak için az bir vakit dahi olsa onları kurtaracak herhangi bir sebebe sarılıp, bağlanırlar. Ne var ki bu kesinlikle gerçekleşmeyecektir.

قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ تَكُ تَأۡتِيكُمۡ رُسُلُكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ قَالُواْ بَلَىٰۚ قَالُواْ فَٱدۡعُواْۗ وَمَا دُعَٰٓؤُاْ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلٍ
Cehennem bekçileri kâfirlere cevap vererek şöyle derler: "Peygamberleriniz size sapasağlam ve apaçık deliller getirmemiş miydi?" Kâfirler: "Evet, bize sapasağlam ve apaçık deliller getirdiler." Cehennem bekçileri onlarla alay ederek derler ki: "Öyleyse kendiniz yalvarın, bizler kâfirlere şefaatçi olmayız." Kâfirlerin ettiği dua, küfürleri sebebi ile onlardan kabul edilmediği için zayi olmuş ve geçersizdir.
التفاسير العربية:
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡأَشۡهَٰدُ
Şüphesiz ki biz peygamberlerimize, Allah'a ve resulerine iman edenlere dünyada sahip oldukları delilleri güçlü kılıp, ortaya çıkararak ve düşmanlarına karşı onları destekleyerek yardım ederiz. Kıyamet günün de ise onları cennete koyarız. Peygamberler, melekler ve Müminlerin (dinin) tebliğ edilip ulaştırıldığı hakkında ve bu ümmetlerin bunu yalanladığına şahitlik etmesinden sonra dünyada iken onlara husûmet edenleri ateşe sokarak cezalandırırız.
التفاسير العربية:
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ ٱلظَّٰلِمِينَ مَعۡذِرَتُهُمۡۖ وَلَهُمُ ٱللَّعۡنَةُ وَلَهُمۡ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
Küfür ve günahlarla kendi nefislerine zulmeden kimselere, zulümlerinden dolayı sundukları mazeretleri fayda vermez. O gün onlar, Yüce Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır. Ahirette elem dolu azaba çarptırılacak olmalarından dolayı kötü yurt da onlar içindir.
التفاسير العربية:
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡهُدَىٰ وَأَوۡرَثۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡكِتَٰبَ
Ant olsun ki Musa'ya İsrailoğuları'nın kendisi ile hakkı bulacakları ilmi verdik. Tevrat'ı, İsrailoğulları arasında nesillerden nesillere miras olarak bırakacakları bir kitap kıldık.
التفاسير العربية:
هُدٗى وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
Hak yolunda hidayet rehberi ve akıl sahipleri için bir öğüttür.
التفاسير العربية:
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِبۡكَٰرِ
-Ey Resul!- Kavminin seni yalanlamasına ve sana verdikleri eziyetlere sabret. Rabbinin sana yardım ve destek sözü, üzerinde şüphe olmayan bir hakikattir. Günahlarından dolayı bağışlanma dile. Sabah ve akşam Rabbini hamt ile tespih et.
التفاسير العربية:
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ سُلۡطَٰنٍ أَتَىٰهُمۡ إِن فِي صُدُورِهِمۡ إِلَّا كِبۡرٞ مَّا هُم بِبَٰلِغِيهِۚ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
Allah katından gelen hiçbir delil ve kanıt olmaksızın Allah'ın ayetlerini iptal etmek için çaba sarfedip tartışanlar var ya, işte onları buna götüren; hakka karşı tekebbür etme ve üstün olma arzularıdır. Ancak onlar istedikleri bu üstün olma arzusuna ulaşamayacaklardır. -Ey Rasûl!- Yüce Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, kullarının söylediklerini hakkıyla işiten, yaptıklarını hakkıyla görendir. Bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Bütün bunlarla ilgili olarak onlara karşılıklarını verecektir.
التفاسير العربية:
لَخَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَكۡبَرُ مِنۡ خَلۡقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
Göklerin ve yerin yaratılması, genişliği ve ihtişamı insanların yaratılışından daha azametlidir. Göklerin ve yerin büyüklüğüne rağmen onları yaratmaya kadir olan, hesaplarını görüp karşılıklarını vermek için kabirlerden ölüleri diriltip yeniden yaratmaya da kadirdir. Ancak insanların büyük bir çoğunluğu bunu bilmez, bundan ibret almaz ve apaçık olmasına rağmen yeniden dirilişe dair bunu delil kabul etmezler.
التفاسير العربية:
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَلَا ٱلۡمُسِيٓءُۚ قَلِيلٗا مَّا تَتَذَكَّرُونَ
Gören ile görmeyen hiçbir zaman eşit değildir. Yüce Allah'a iman edip resullerini tasdik eden ve güzel (salih) amel işleyenler, fasit bir itikatla ve günahlarla amellerini kötüleştiren kimselerle denk değildir. Çok az düşünüyorsunuz. Eğer düşünseydiniz, iki grup arasındaki farkı bilir ve Yüce Allah'ın rızasını umarak iman edip salih ameller işleyenlerden olmak için çaba sarf ederdiniz.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• نصر الله لرسله وللمؤمنين سُنَّة إلهية ثابتة.
Yüce Allah'ın resullerine ve Müminlere yardımı sabit olan ilahi bir kanundur.

• اعتذار الظالم يوم القيامة لا ينفعه.
Zalimin kıyamet günü özür beyan etmesi kendisine hiçbir fayda sağlamaz.

• أهمية الصبر في مواجهة الباطل.
Batılın karşısında sabrın önemi beyan edilmiştir.

• دلالة خلق السماوات والأرض على البعث؛ لأن من خلق ما هو عظيم قادر على إعادة الحياة إلى ما دونه.
Göklerin ve yerin yaratılması yeniden dirilişe delil olmaktadır. Çünkü daha ihtişamlısını yaratmaya kadir olan, ondan daha alt derecede olana yeniden hayat vermeye de kadirdir.

إِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةٞ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ
Şüphesiz ki, Yüce Allah'ın hesap ve karşılıkları vermek için ölüleri dirilteceği kıyamet günü kuşkusuz gelecektir, bunda şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu onun geleceğine iman etmezler. Bundan dolayı ahiret için hazırlık yapmazlar.
التفاسير العربية:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدۡعُونِيٓ أَسۡتَجِبۡ لَكُمۡۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِي سَيَدۡخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
-Ey insanlar!- Rabbiniz şöyle buyurdu: "İbadet ve duada beni birleyin. Bana dua etmenizi severim, sizi bağışlar ve rahmet ederim. Yalnızca bana ibadet etme hususunda kibirlenenler, kıyamet günü zelil ve aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir."
التفاسير العربية:
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
Yüce Allah, sükûnet bulup istirahat etmeniz için geceyi karanlık kılan ve çalışmanız için de gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz Yüce Allah, insanlara açık ve gizli olan nimetlerini bol bol vererek onlara karşı büyük lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu kendilerine vermiş olduğu nimetlerden dolayı Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya şükretmezler.
التفاسير العربية:
ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءٖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ
Nimetleri ile size lütufta bulunan Allah'tır. O, her şeyin yaratıcısıdır, O'ndan başka yaratıcı yoktur. Ondan başka hak mabut (ilah) yoktur. Nasıl olur da O'na ibadet etmekten yüz çevirerek hiçbir fayda ve zarar sağlamaya malik olmayan şeylere ibadet ediyorsunuz.
التفاسير العربية:
كَذَٰلِكَ يُؤۡفَكُ ٱلَّذِينَ كَانُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ
Nasıl ki bunlar Allah'a iman etmekten ve yalnızca O'na ibadet etmekten döndürülüyorsa, her zaman ve mekânda Allah'ın birliğine delalet eden ayetlerini inatla inkâr edenler de döndürülürler. Hakkı bulamazlar ve doğru yola da muvaffak kılınmazlar.
التفاسير العربية:
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ قَرَارٗا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءٗ وَصَوَّرَكُمۡ فَأَحۡسَنَ صُوَرَكُمۡ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡۖ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
-Ey insanlar!- Yeri sizin için yerleşim alanı olması için hazırlayan, başınıza düşmesini engellemek için gökyüzünü sağlam bir bina kılan Yüce Allah'tır. Analarınızın rahimlerinde size şekil verip, şeklinizi en güzel yapan ve lezzetli helal yemeklerle sizi rızıklandırandır. Bu nimetlerle sizi rızıklandıran Rabbiniz Allah'tır. Bütün mahlukatın Rabbi olan Allah ne yücedir. Onların Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'dan başka Rabbi yoktur.
التفاسير العربية:
هُوَ ٱلۡحَيُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱدۡعُوهُ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَۗ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
O; hayat sahibidir, ölümsüzdür. O'ndan başka hak mabut (ilah) yoktur. Yalnızca O'nun vechini kastederek istek ve ibadet duası ile O'na dua edin. Hiçbir mahlukatını O'na ortak koşmayın. hamt, mahlukatın Rabbi olan Allah'a mahsustur.
التفاسير العربية:
۞ قُلۡ إِنِّي نُهِيتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَمَّا جَآءَنِيَ ٱلۡبَيِّنَٰتُ مِن رَّبِّي وَأُمِرۡتُ أَنۡ أُسۡلِمَ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
-Ey Resul!- De ki: "Bana kendilerine ibadet etmenin batıl olduğuna dair apaçık delil ve kanıtlar geldiği zaman Rabbim -Azze ve Celle- Allah'tan başka taptığınız ve fayda ya da zarar veremeyen bu putlara ibadet etmemi bana yasak etti. Yüce Allah, yalnızca kendisine ibadet ile itaat etmemi bana emretti. O bütün mahlukatın Rabbidir. Onların Allah'tan başka Rableri yoktur."
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• دخول الدعاء في مفهوم العبادة التي لا تصرف إلا إلى الله؛ لأن الدعاء هو عين العبادة.
Dua, Yüce Allah'tan başkasına sarf edilmeyen ibadet kavramına girer. Çünkü dua, ibadetin ta kendisidir.

• نعم الله تقتضي من العباد الشكر.
Allah'ın nimetleri, kullarının şükretmelerini gerektirir.

• ثبوت صفة الحياة لله.
Yüce Allah hakkında hayat sıfatı ispat edilmiştir.

• أهمية الإخلاص في العمل.
Amelde ihlas önemlidir.

هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابٖ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةٖ ثُمَّ مِنۡ عَلَقَةٖ ثُمَّ يُخۡرِجُكُمۡ طِفۡلٗا ثُمَّ لِتَبۡلُغُوٓاْ أَشُدَّكُمۡ ثُمَّ لِتَكُونُواْ شُيُوخٗاۚ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ مِن قَبۡلُۖ وَلِتَبۡلُغُوٓاْ أَجَلٗا مُّسَمّٗى وَلَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
O; babanız Âdem'i topraktan yaratan, sonra onun ardından sizin yaratılışınızı meniden, meniden sonra kan pıhtısından sonra da annelerinizin karınlarından küçük bebekler olarak çıkarandır. Sonra bedenin güçlü kuvvetli olduğu bir yaşa ulaşırsınız. Sonra ihtiyarlayana kadar yaşayıp büyürsünüz. Aranızdan bazıları bundan önce de vefat eder. Allah'ın ilminde belirli bir zamana ulaşırsınız, bundan bir şey eksiltip artıramazsınız. Umulur ki, Allah'ın kudretine ve birliğine delalet eden bu apaçık delil ve hüccetlerden istifade edersiniz.
التفاسير العربية:
هُوَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ فَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرٗا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
O, yaşatma ve öldürme yalnızca kendi elinde olan Allah'tır. Herhangi bir işin olmasını dilediği zaman sadece ol der, o da oluverir.
التفاسير العربية:
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ أَنَّىٰ يُصۡرَفُونَ
-Ey Resul!- Apaçık olmasına rağmen Allah'ın ayetlerini yalanlayıp, bu ayetler hakkında tartışanları görmedin mi? Onlar, apaçık olmasına rağmen haktan yüz çeviriyorlar ve onların haline şaşırıyorsun.
التفاسير العربية:
ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِٱلۡكِتَٰبِ وَبِمَآ أَرۡسَلۡنَا بِهِۦ رُسُلَنَاۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
Kur'an'ı ve elçilerimizle birlikte hak olarak gönderdiklerimizi yalanlayanlar, bu yalanlamalarının neticesinin ne olacağını öğrenecek ve kötü sonu göreceklerdir.
التفاسير العربية:
إِذِ ٱلۡأَغۡلَٰلُ فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ وَٱلسَّلَٰسِلُ يُسۡحَبُونَ
Boyunlarında zincir ve ayaklarında prangalar olduğu halde nereye varacaklarını çok iyi bilirler. Azap Zebaniler'i (Melekleri) onları çekip sürüklerler.
التفاسير العربية:
فِي ٱلۡحَمِيمِ ثُمَّ فِي ٱلنَّارِ يُسۡجَرُونَ
Kaynaması şiddetli olan suya doğru sürüklenirler, sonra da ateşte yakılacaklardır.
التفاسير العربية:
ثُمَّ قِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تُشۡرِكُونَ
Sonra onları azarlamak ve kınamak için şöyle denilir: Kendilerine ibadet ederek ortak koştuğunuz sözde ilahlarınız nerede?
التفاسير العربية:
مِن دُونِ ٱللَّهِۖ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا بَل لَّمۡ نَكُن نَّدۡعُواْ مِن قَبۡلُ شَيۡـٔٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلۡكَٰفِرِينَ
Allah'tan başka edindiğiniz hani o fayda ya da zarar veremeyen putlarınız (nerede)? Kâfirler şöyle cevap verirler: "Bizden uzaklaştılar, onları göremiyoruz. Bilakis dünyada ibadeti hak eden şeye ibadet etmiyormuşuz." Bunların saptırması gibi Yüce Allah da her zaman ve mekânda kâfirleri haktan böyle saptırır.
التفاسير العربية:
ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمۡ تَفۡرَحُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَمۡرَحُونَ
Onlara şöyle denilir: "Çarptırıldığınız o azap, içinde bulunduğunuz şirke sevinmeniz ve sevinçte aşırıya gitmeniz sebebiyledir."
التفاسير العربية:
ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
"İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Hakka karşı büyüklük taslayanların yatacağı yer ne kötüdür!"
التفاسير العربية:
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۚ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ
-Ey Resul!- Kavminin seni yalanlamasına ve eziyetlerine sabret. Allah'ın sana vadettiği üzerinde şüphe olmayan haktır. Bedir'de olduğu gibi onlara vadettiğimiz bazı şeyleri sen hayatta iken sana göstereceğiz ya da bundan önce seni vefat ettireceğiz. Kıyamet günü yalnız bize döndürülecekler. Yapmış oldukları amellerin karşılığını onlara vereceğiz. Ve onları içinde ebedî kalacakları ateşe sokacağız.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• التدرج في الخلق سُنَّة إلهية يتعلم منها الناس التدرج في حياتهم.
Yüce Allah'ın mahlukatı aşama aşama yaratması ilahi bir kanundur. İnsanlar, bu kanundan hayatlarındaki evreleri görüp, öğrenirler.

• قبح الفرح بالباطل.
Batıl ile sevinmek çok kötü tutumdur.

• أهمية الصبر في حياة الناس، وبخاصة الدعاة منهم.
Sabır; insanların, özellikle de davetçilerin hayatında çok önemli bir özelliktir.

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا رُسُلٗا مِّن قَبۡلِكَ مِنۡهُم مَّن قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ وَمِنۡهُم مَّن لَّمۡ نَقۡصُصۡ عَلَيۡكَۗ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأۡتِيَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ فَإِذَا جَآءَ أَمۡرُ ٱللَّهِ قُضِيَ بِٱلۡحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلۡمُبۡطِلُونَ
-Ey Rasûl!- Andolsun ki, senden önce nice rasûlleri kavimlerine gönderdik. Onları yalanlayıp eziyet ettiler. Ancak rasûller onların yalanlamalarına ve eziyetlerine sabrettiler. Bu rasûllerden sana kıssalarından bahsettiklerimiz de var, bahsetmediklerimiz de. Hiçbir rasûlün, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın dilemesi olmadan kavmine bir mucize getirmesi düşünülemez. Kâfirlerin rasûllerine mucizeleri getirmeyi önermesi zulümdür. Allah'ın emri fetih ya da rasûller ile kavimleri arasında adaletle hükmedilmesi hususunda geldiğinde, onların aralarında hüküm verilir ve kâfirler helaka uğrar. Rasûller ise kazanan kimseler olurlar. Bu durumda kulların arasında hükmedildiğinde -küfürleri sebebiyle kendilerini helak olmaya sürükleyen batıl ehli- hüsrana uğrar.
التفاسير العربية:
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡعَٰمَ لِتَرۡكَبُواْ مِنۡهَا وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ
Yüce Allah; deve, inek ve koyunu bazısına binip, bazısının da etinden yemeniz için yaratmıştır.
التفاسير العربية:
وَلَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَلِتَبۡلُغُواْ عَلَيۡهَا حَاجَةٗ فِي صُدُورِكُمۡ وَعَلَيۡهَا وَعَلَى ٱلۡفُلۡكِ تُحۡمَلُونَ
Bu hayvanlarda sizin için her asırda yenilenen bir çok faydalar bulunmaktadır. Nefislerinizde arzuladığınız bazı ihtiyaçlarınıza bunlar vasıtasıyla ulaşırsınız. Bu ihtiyaçların başında karada ve denizde yolculuk etmek gelir.
التفاسير العربية:
وَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ فَأَيَّ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُنكِرُونَ
Allah -Subhanehu ve Teâlâ- kudretine ve birliğine delalet eden ayetlerini size gösteriyor. O'nun ayetlerinin olduğunu kabul ettikten sonra Yüce Allah'ın hangi ayetlerini inkâr ediyorsunuz?
التفاسير العربية:
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُوٓاْ أَكۡثَرَ مِنۡهُمۡ وَأَشَدَّ قُوَّةٗ وَءَاثَارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
Bu yalanlayanlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelip yalanlayan kavimlerin akıbetleri nasıl oldu düşünüp taşınsınlar. O geçmiş ümmetler onlardan servet olarak daha varlıklı, daha güçlü ve yeryüzünde bıraktıkları eserleri daha sağlamdı. Fakat elde ettikleri kuvvetleri Yüce Allah'ın helak eden azabı geldiğinde onlara bir fayda sağlamadı.
التفاسير العربية:
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرِحُواْ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
Peygamberleri onlara apaçık deliller ile geldiğinde onları yalanladılar. Peygamberlerinin getirdiğine, muhalefet eden ilimlerine sarılıp ondan razı oldular. Peygamberlerinin kendilerini korkuttuğu ve alay ettikleri o azap onları yakalayıverdi.
التفاسير العربية:
فَلَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥ وَكَفَرۡنَا بِمَا كُنَّا بِهِۦ مُشۡرِكِينَ
Azabımızı gördükleri zaman kabul etmelerinin kendilerine fayda vermediği zaman ikrar ederek şöyle dediler: "Yalnızca Yüce Allah'a iman ettik. O'nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve ortakları inkâr ettik."
التفاسير العربية:
فَلَمۡ يَكُ يَنفَعُهُمۡ إِيمَٰنُهُمۡ لَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَاۖ سُنَّتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ فِي عِبَادِهِۦۖ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلۡكَٰفِرُونَ
Azabımızın indiğini gördükleri vakit iman etmeleri onlara fayda vermedi. Azap kendilerine indiğinde fayda vermemesi Yüce Allah'ın kulları hakkında süre gelen kanunudur. Kâfirler, Allah'ı küfretmeleri ve azap kendilerine tayin edilmeden önce tövbe etmemeleri sebebi ile kendi nefislerini helaka sürükleyerek azap indiğinde hüsrana uğradılar.
التفاسير العربية:
من فوائد الآيات في هذه الصفحة:
• لله رسل غير الذين ذكرهم الله في القرآن الكريم نؤمن بهم إجمالًا.
Yüce Allah'ın Kur'an'da zikretmediği resulleri vardır. Genel olarak onlara iman ederiz.

• من نعم الله تبيينه الآيات الدالة على توحيده.
Tevhidine delalet eden ayetlerini açıklaması Allah'ın nimetlerindendir.

• خطر الفرح بالباطل وسوء عاقبته على صاحبه.
Batıl ile sevinmek tehlikeli ve sahibi için kötü bir sondur.

• بطلان الإيمان عند معاينة العذاب المهلك.
Helak edecek azap görüldüğü zaman iman fayda vermez.

 
ترجمة معاني سورة: غافر
فهرس السور رقم الصفحة
 
ترجمة معاني القرآن الكريم - الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم - فهرس التراجم

الترجمة التركية للمختصر في تفسير القرآن الكريم، صادر عن مركز تفسير للدراسات القرآنية.

إغلاق